"Enter"a basıp içeriğe geçin

Gözümüzdeki görüntü sabitleyicisi nasıl işliyor?

Gözlerimiz hiçbir zaman sabit kalmazlar. Bunun yerine hızlı bir şekilde – aşağı yukarı saniyede iki ila üç kez- hareket ederler. Gözlerimizin kısa ve hızlı hareketleri (sakkadik hareket) sayesinde, çevremizin net bir görüntüsünü alabiliriz. Çünkü bu istemsiz hareketler sayesinde gözlerimiz çevreyi tıpkı bir tarayıcı gibi tarar. Öyle ki görüş alanımızda görünen her şeyi retinanın ortasındaki yüksek çözünürlüklü alanın üzerinde gezdirirler.  Fakat biz bu hareketleri fark etmek yerine sabit bir görüntü görürüz, nitekim görme sistemimiz sayısız net hareketsiz görüntüden görsel izlenim oluştururken, hızlı hareket aşamalarının sinyallerini bastırır.

 

Bu hızlı ve kısa hareketlerin birinde meydana gelen çok kısa görsel uyarıları göz ardı ettiğimiz anlamına da geliyor. Ancak bu kısa ve hızlı hareketlerin ne şekilde baskılandığı, hala tartışmalı bir konu.  Bugüne dek iki rakip hipotez üretilmişti. Birincisine göre söz konusu etki göz hareketleriyle sıkı sıkıya ilintili. Bu hipoteze göre göz kaslarını kontrol eden sinir sinyallerin, hareket izlenimlerinin optik baskılanmasını da koordine etmesi gerekiyor. Bu popüler görüşe göre, göz hareketi için motor komutları, kısa ve hızlı hareketleri baskılama için gerekli bir ön koşul – bu nedenle her şey harekete bağlı bir sinyal olabilir.

Ancak retinanın kendisinin göz hareketlerinden bağımsız olarak bu seçici, uyarıcı baskılamaya neden olduğuna dayanan diğer bir hipotez daha var. Buna göre retina, duyu hücreleriyle kaydedilen görüntü sırasını kendiliğinden tanıyor ve görüntülerin “sallandığını” fark ederek, dijital kameradaki görüntü sabitleyicisine benzer bir şekilde düzeltiyor. Araştırmacılar hangi hipotezin daha uygun olduğunu bulmak için birkaç deney gerçekleştirdiler. Deneylerden birinde katılımcılardan, kaba veya ince yüzeylere bakarken, hızlı bir şekilde hareket eden bir noktayı takip etmeleri istendi. Bu davranış yönlendirilebilir sakkadik hareketlere neden oldu. Bu sakkadik hareketler sırasında araştırmacılar metnin bir yerine kısa ve parlak ışık yansıttılar ve katılımcılardan bu ışığı ne zaman gördüklerini, göstermelerini istedişler. Katılımcıların noktayı görmedikleri zamanlarda, sakkadik baskılamanın ne zaman devreye girdiği ve ne kadar sürdüğü belirlenebildi. Deneylerden anlaşıldığı üzere sakkadik baskılamayla ortaya çıkan “körlük” tüm vakalarda belirgin bir şekilde kanıtlanabiliyor. Fakat süresi bakılan dokuya göre değişiyor. Motif ne kadar kabaysa baskılanma o kadar erken devreye giriyor ve o denli de uzun sürüyor. Baskılamanın gücü ve uzunluğunun görüntülenen dokulara bağlı olması,  bunu tetikleyenin tamamen görsel bir nitelikte olması anlamına da geliyor. Bunun nasıl gerçekleştiğini bulmak isteyen araştırmacılar, farelere ve domuzlara ait duyu hücreleriyle elektrofizyolojik deneyler yaptılar. Bunun için de elektrotlarla, ağtabakasının önünde yüksek kontrastlı bir doku gezdirirken duyu hücrelerine sinyal gönderdiler. Ölçüm sonuçları retinanın görüntü “yalpalanmasını” zaten düzelttiğini ve hareket evresindeki uyarıları baskıladığını gösterdi. Buna göre görme sinyali daha gözü terk etmeden baskılanmış oluyor. Yani ağ tabakası doğrudan doğruya sabit görmemizi sağlıyor. Retinamız dünyanın önümüzden geçtiğini fark ederek duyarlılığı kısa bir süre için ayarlıyor. Tüm bu sonuçlar ikinci hipotezin doğru olduğunu söylüyor. Fakat araştırmacılar tam tersi bir deney gerçekleştirdiklerinde, yani gözler değil doku hareket ettiği zaman, bir önceki deneye göre farklılıklar ortaya çıktı. Göz hareketleri olmadığı zaman sakkadik baskılama daha uzun sürüyor. Bilim insanları buradan yola çıkarak seçici “sarsıntı düzeltmesinin” retinadan kaynaklandığını ve göz kaslarından ve sinyallerinden bağımsız olduğunu sonucuna vardılar. Fakat göz hareketleri, baskılama süresini etkileyerek bir tür ek “ince ayar” yapılmasına yol açıyor. Araştırmacılar son çalışmayla sakkadik baskılamanın arkasındaki mekanizma hakkındaki tartışmaya bir son vermiş oldular.